Gözlerindeki hüzün hala dün gibi aklımda

26 yaşındayken Nazım Hikmet’e giderek “Bir Aşk Masalı” piyesine bale yazmak istediğini söyleyen, olumlu yanıt alınca “Sevgi efsanesi” balesini besteleyen Azerbaycanlı besteci, Prof. Dr. Arif Melikov, hocalık yaptığı Azerbaycan Musiki Akademi’sindeki makamında Odatv’ye konuştu.

Bir Aşk Masalı’nın Moskova’daki galasından sonra Nazım Hikmet’le görüşmesini anlatan Arif Melikov, Nazım Hikmet’in kendisine “Arif, gün gelecek  Bir Aşk Masalı”nı Türkiye’de sahneleyecekler ve sen bunu göreceksin. Ama ne yazık ki bunu ben göremeyeceğim.” dediğini anlattı.

“Bunu bana söylediğinde onun yüzü, gözlerindeki hüzün hala dün gibi aklımda. Gözleri dolmuştu. 100 yıl da geçse, o anı unutmam asla mümkün değil.” diyen Melikov, Türkiye’de eserin sahnelendiği sırada yaşadıklarını da anlattı.

Azerbaycanlı gazeteci Anar Geraylı Bakü’de Odatv için Arif Melikov’la bir söyleşi gerçekleştirdi.

İşte o söyleşi:

 

Anar Geraylı: Arif Hocam, “ Bir Aşk Masalı”na musiki bestelemek için Nazım Hikmet’e teklifinizi ilk defa nerede açıkladınız? Üstad nasıl bir yanıt verdi?

Arif Melikov: Bir Aşk Masalı üzerine bale yazılması düşüncesi biz henüz Nazım’la tanışmadan önce vardı. 1958 yılında Nazım’ın Bakü’ye geldiğini ve İnturist otelinde konakladığını duydum. Otele gittim, Nazım’ın odasını buldum. Kapıyı açtığımda odada bir kaç kişi daha vardı. Nazım beni görünce kim olduğumu sordu. Besteci olduğumu ve onun  Bir Aşk Masalı isimli piyesine bale yazmak istediğimi söyledim. “Çok güzel, çok güzel” -diye karşılık verdi. Bende söylemeğe söz kalmadı, heyecanla kapıya kadar gittim, bu sırada ayağımı da masalardan birinin ayağına çarparak düştüm. Ve gittim. Bizim ilk görüşmemiz böyle oldu. Ben gittikten sonra Nazım Hikmet odada bulunan yakın arkadaşı, yönetmen Ejder İbrahimov’a şöyle söylemiş: “O genç yazacak, gençlik onun büyük avantajı”. Nazım Hikmet gençlere yürekten inanıyor ve gençliğin gerek enerjisini ve gerekse maksimalizmini büyük avantaj olarak görüyordu.

Baleyi Sankt-Petersburg’da sahnelememiz için verdiğim dilekçe kabul edildi. Koreografımız Yuri Grigoroviç oldu. O sırada Nazım Hikmet varken eserin librettosunun neden bir başkası tarafından yazılması konusunu açtık. Daha sonra böyle bir teklifle Nazım’a gittik. Önerimiz onu çok memnun etti ve kendisi bize çok güzel fikirler verdi.

–  Bir Aşk Masalı’na musiki bestelenmesi için sizden daha önce hocanız Kara Karayev’e teklif sunulduğu, ancak onun bu teklife soğuk bakarak sizi işaret ettiği doğru mu?

Arif Melikov: O zamanlar Perm tiyatrosunda dansçı olarak çalışan bir genç kız Nazım’ın piyesine libretto yazmış ve bunu dünyaca ünlü sanatçı Kara Karayev’e ve bir kaç Rus besteciye göndermişti. O sıralar ben de Karayev’in sınıfında öğrenim görüyordum. Bir gün Karayev beni çağırarak genç bir kızın yazdığı bir sayfalık librettoya göz atmamı istedi. Sonra biz o librettodan bir çok şeyi çıkardık ve yalnızca Ferhat ile Şirin konusunu işledik. Nazım Hikmet Ferhat’ın dağı delmesini onun kendi halkına özgürlük vermesi olarak yorumluyordu. O, Ferhat’ın yalnızca su konusunu çözdüğünü düşünmüyordu, onun özgürlüğe, aşkı suda gördüğüne vurgu yapıyordu. Böylece bu çok derin konu o genç dansçının da girişimleriyle Moskova’ da üstadımız Kara Karayev’e kadar geldi ve Nazım librettoyu kendisi yazdı. Güzel bir eser ortaya çıkarmaya çalıştık. Bence yıllardır repertuarlarda kalmaya devam etmesi, bunu ne denli başardığımızın bir göstergesidir.

– Hocam, peki Nazım Hikmet’e bu baleyi sahnede izlemek nasip oldu mu?

Arif Melikov: Tabi ki. Nazım Sankt-Petersburg’daki galaya geldi. Çocuk gibi seviniyordu Nazım. O kadar mutlu olmuştu ki… Bale çok ses getirmişti. Bir çok ülkede ve tiyatroda sahnelendi. Galada gazeteciler ve konuklar Nazım’ı kutlarken kendisi onlara “Beni değil de Arif Melikov ve Yuri Grigoroviç’i tebrik edin, çünkü eserin yaratıcıları onlar” diyordu.

Ben bunu hep söylerim. Nazım’ı hayattayken az da olsa mutlu ettiğim için kendimi çok bahtiyar saymaktayım.

– Balenin Türkiye’de de sahnelenmesi için ilk teklifi ne zaman aldınız? Ankara’da balenin afişlerine Nazım’ın isminin yazılmasına izin verilmediği doğru mu? Balenin Türkiye’de sahnelendiği esnalarda ne gibi sorunlarla karşılaştınız?

AFİŞLERDEN NAZIM’IN İSMİNİN SİLİNMESİ İÇİN ANKARA’DA BASKI YAPILDI

Arif Melikov: Yanılmıyorsam, ilk teklifi 1979 senesinde aldık. 1981 senesinde de ilk kez Türkiye’de sahnelendi. Türkiye’de baleyi İstanbul’da Griqoryev, Ankara’daysa Şikera isimli koreograflar hazırlamışlardı. Biz İstanbul’daki afişlere Nazım’ın isminin yazılmasıyla ilgili hiç bir sorun yaşamadık. Fakat 1981 senesinde baleyi Ankara’da sahnelemeye hazırlanırken afişlerden Nazım’ın isminin silinmesi için baskı yapıldı. O zaman ben buna katiyetle karşı çıktım ve sonuçta bale sahnelenemedi. Oyun sahne için tam hazırdı, ancak ben balenin bestecisi olarak Nazım’ın isminin afişlerden silinmesini onaylayamazdım. Çünkü tüm kapitalist ülkelerde bu oyun Nazım’ın ismi afişlere yazılarak sahnelenmişti. Bir tek kendi vatanında buna izin yoktu. Daha sonra bununla ilgili tiyatrolarda, statlarda çok büyük protestolar oldu, insanlar oyunun Ankara’da gösterimden kaldırılmasına karşı çıkıyordu. İki yıl sonra beni yeniden Ankara’ya davet ettiler. Bu kez oyunun hazırlanmasına bana çok yardım ettiler ve Ankara’da galasını yaptılar.

KENAN EVREN’LE GÖRÜŞTÜKTEN SONRA İSTANBUL’DA SAHNELEDİK

Oyunun İstanbul’da gösterimden kaldırılmasına o dönemin Türkiye hükümeti karar vermişti. Onlar komünist Nazım’ın eserinin Türkiye’de gösterilmesine karşıydılar.

Kenan Evren Paşa devletin başına geçtikten sonra oyunun sahnelenmesini istedi. Kendisi Ankara’da galaya da geldi. Galadan sonra Evren paşayla buluştuk. Bana ne arzu ettiğimi sordu. Ben de bir isteğimin aslında Nazım Hikmet’in kendi isteği olduğunu söyledim. Ne olduğunu sorduğunda oyunu bir kaç gösterimden sonra İstanbul’da da sahneleme isteğinde olduğumu söyledim. Derhal bu konuda talimat verdi ve biz  Bir Aşk Masalı’nı yeniden İstanbul’da sahneledik.

– Sizin bir başka eseriniz de ünlü bilim adamı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya ithafen bestelendi. Bu konuda ne söylemek isterdiniz? Eserin ortaya çıkma sürecini anlatır mısınız?

Arif Melikov: Prof. Dr. İhsan Doğramacı çok iyi, hayırsever bir insandı. Allah rahmet eylesin. Onun kim olduğunu herkes biliyor. Bir gün Bakü’de Cumhurbaşkanlığından beni arayarak Prof. Dr. İhsan Doğramacı Bey’in benimle buluşmak istediğini söylediler. Ben İhsan Bey’in nerede olduğunu sordum ve oraya gelebileceğimi söyledim. Buna gerek olmadığını ve İhsan Bey’in kesinlikle buna karşı çıktığını söylediler. “ Arif Melikov’un benim ayağıma gelmesini kabul edemem. O nerdeyse, ben oraya giderim” demiş kendisi. Konservatuarda olduğumu söyledim. İhsan Hoca oraya geldi, bir çok konu üzerine konuştuk, beni Türkiye’ye davet etti. Sohbet esnasında onun ne istediğini anladım. Bir eser yazılmasını ve bunun kendi ismiyle bağlı olmasını istiyordu. Burada gizli bir şey yoktu, niyeti çok açık okunuyordu. Ben de eseri yazacağımı ve ona ithaf edeceğimi söyledim. Daha ortada bir tek nota bile yoktu. Daha sonra ben bu konuyla ilgili Türkiye’ye gittim. Orada İhsan Bey’le sözleşme imzaladık. Bir gün Bilkent Üniversitesi’nde İhsan Bey’le yürüyorduk. “Benim senfonimi ne kadar zamanda bitirirsin?” diye sordu. Ben yazmayı kabul ettiğim için artık “Benim senfonim” diyordu. Ben de en az bir yıl süreceğini söyledim. Önümüzde bir tepe görünüyordu. “Şu tepeyi görüyor musun?” dedi, “Sen o senfoniyi yazacaksın, ben de şu tepeye bir konser salonu inşa ettireceğim ve o senfoni o konser salonunda seslenecek” diye ekledi. Tam da öyle oldu. Ben senfoniyi yazdım. İhsan Bey de bir yıl içinde çok güzel bir konser salonu inşa ettirdi. Ve senfoninin galasını da İhsan Bey’in söylediği gibi o salonda yaptık. Bana “O konser salonunu senin için, senin şerefine inşa ettirdim” derdi. Onun için de o salonu gören her kes bana “Burası senin salonun” diyor. Şimdi de İhsan Bey’in oğlu, sayın Ali Doğramacı ile çok iyi arkadaşız, ara sıra görüşüyoruz.

– Bu gün Türkiye’de hükümetin sanata ve sanatçılara bakışında sıkıntı olduğu görülüyor. Örneğin, Fazıl Say Twitter’da Ömer Hayyam’a ait olan bir şiiri paylaştığı için 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Türkiye ile çok yakın ilişkiler içersindeki bir sanatçı olarak daha önce de Türkiye’de böyle olaylarla karşılaştınız mı? Azerbaycan ve Türkiye’nin devlet adamlarının sanata yaklaşımlarındaki temel farklar nelerdir size göre?

Arif Melikov: Açıkçası, hayati derecede önemli konu olmadığı müddetce ben hükümetlerle, devlet adamlarıyla muhatap olmayı sevmiyorum. Ben orkestra şefiyle, yönetmenle, oyuncularla sohbet etmeyi, onlarla muhatap olmayı seviyorum. Eğer eserle ilgili siyasi bir sorun yoksa, siyasilerle konuşmamayı tercih ediyorum. Siyasileri ve devlet adamlarını ise galamıza davet ediyoruz. Örneğin,  Bir Aşk Masalı’nın galasına gelmesi için Kenan Evren Paşa’ya davetiye yollamıştık. Hatta o davetiye hala bende duruyor. Ben Türkiye’ye gittiğimde genellikle sanatla uğraşıyorum. Onun için de kimin ne söylediği, ne yaptığıyla ilgilenmeye fazla vakit bulamıyorum.

– Hocam, sizin Nazım Hikmet’le baba-oğul kadar yakın ilişkiniz olduğu biliniyor. Nazım’la ilgili en güzel hatıranız, bu güne kadar paylaşmadığınız anılarınız var mı?

Arif Melikov: Bizim Nazım’la yakınlığımızın tarihi  Bir Aşk Masalı’ndan önceye dayanıyor. Nazım dünyaya veda ettiğinde ben ülkede değildim. Ama tüm işlerimi bir kenara bırakarak Nazım’ı son yolculuğuna uğurlamaya yetiştim. Nazım’ın mezarının bir gün ülkesine, o çok sevdiği topraklara götürüleceğine ümit ediyorum.

Nazım’la ilgili esprili bir hatıramı anlatayım. O’nun Moskova’ya yakın bir yerde iki katlı bir evi vardı. Ne zaman telefon etsem, “Kalk gel” diyordu. Oturup Türk müziği dinlerdik. Hiç bir şey konuşmadan, öylesine sessizce… Çünkü Nazım müzik dinlediğinde hiç konuşmazdı. Müzik dinleme saati bittikten sonra “Bu gün benim oğlum geldi” der, kalkıp önlüğünü takarak kebap yapardı. Her birimize bir büyük kadeh votka içerdik. Nazım votkayı limon suyuyla içerdi. Kadehine limon sıkar ve öyle içerdi.

Bir gün Bir Aşk Masalı Moskova’da sahneleniyordu. Nazım’ın da arkadaş çevresi çok genişti. Beni arayarak akşama arkadaşları için 30 bilet ayırmamı istedi. Büyük Tiyatro’ya bir anda 30 bilet bulmak çok zor bir işti. Ama ben ne yapıp edip o biletleri buldum, Nazım’ın arkadaşlarına dağıttım.

BİR GÜN TÜRKİYE’DE BU ESER SAHNELENECEK AMA BEN GÖREMEYECEĞİM

Galadan sonra Nazım’ın evinde toplanmıştık. Epey kalabalık bir arkadaş grubu vardı. Aniden beni çalışma odasına çekti ve şöyle dedi: “Arif, gün gelecek  Bir Aşk Masalı”nı Türkiye’de sahneleyecekler ve sen bunu göreceksin. Ama ne yazık ki bunu ben göremeyeceğim.” Bunu bana söylediğinde onun yüzü, gözlerindeki hüzün hala dün gibi aklımda. Gözleri dolmuştu. 100 yıl da geçse, o anı unutmam asla mümkün değil. Söylediği gibi de oldu. Nazım o anı göremedi.

8 yaşındaki küçük bir kız Nazım’a şiir yazmıştı “Nazım amca, mezarından bir avuç toprak ver” diye.. Sonra ben o küçük kız ve babasıyla bir yemekte buluşmuştum. Bana da bir şiir yazdığını söylemişti. “Arif amca, siz benim Nazım Hikmet’e yazdığım şiiri dinleyip ağladınız, ben sizin gözyaşlarınıza layık olacağım” dedi. Çok duygulanmıştım. Nazım işte böyle bir nesil yetiştirmişti kendinden sonra. Böyle vatansever, böyle yüreği sevgiyle dolu.

Bir akşam İstanbul’da “Bir Aşk Masalı”nı gösterecektik. Yıldız Sarayı’nda restorasyon yapılıyordu. Şöyle insan boyu kadar güller vardı. Sarayın müdürü arkadaşımdı, ona söyledim ve yaklaşık 100 tane gül kopardım oradan. Sonra Galata Köprüsü’ne çıktık ve o gülleri birer birer köprüden aşağı attım. Bunun duyulmasından sonra Türkiye’de Nazım’ın sevenleri gelenek haline getirdiler ve O’na sevgilerini göstermek, onu anmak için Galata Köprüsü’nden aşağıya gül atmaya başladılar.

BİR GÜN KABRİNİN ÜLKESİNE GİDECEĞİNE İNANIYORUM

Nazım sanatta ayrı, hayatta ayrı, dostlukta ayrı bir insandı. En büyük özelliği ise; o bir dehaydı. Nazım düzeyinde şair çok nadiren bu dünyaya geliyor. Nazım denildiğinde aklımda o kadar güzel anılar canlanıyor ki, hangisinden bahsetmek gerektiğini bilemiyorum. O en büyük dağın zirvesinde kendine yer edinmiş bir insandı. Belki ben de bunu göremeyeceğim, ama bir gün Nazım’ın kabrinin kendi ülkesine götürüleceğini umut ediyor, buna inanıyorum. Nazım gibi bir insanla yakın arkadaş, baba-oğul ilişkisi içerisinde olduğum için kendimi çok mutlu hissediyorum.

– Siz Türkiye’de çok saygı duyulan bir insansınız. Şu odanızdan Türkiye’ye hangi mesajı vermek isterdiniz?

Arif Melikov: Türkiye’yi çok seviyorum. Türkiye’nin müziğini, insanını, taşını seviyorum. Türkiye’de yüzlerce insanla çok güzel dostluklarım oldu ve hala da var. O dostluklar bana hep mutluluk verdi. Bundan dolayı Türkiye’deki tüm dostlarıma Bakü’den selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Anar Geraylı 

https://odatv.com